Yazılarım E-postana gelsin.

Yaz E-Postanı!
ÖZGÜRÜZ(?)
"Ben özgürüm!" diyebiliyor musunuz? Özgür değilsiniz. Sadece zincirleriniz uzun.
2 ARALIK 2016
Oyuncağımı Benden Almayın!
Toprağını kaybetmiş bir dünya, yeşilliği solup gitmiş bir orman, yıldızları sönmüş bir gökyüzü... Tüm bunların bir farkı var mıydı oyuncağını kaybetmiş bir çocuktan? Ve 'mutluyum' dedim geceye. 'Ben mutluyum. Bu sefer mutluluğumu benden alamazsın.'
1 Ocak 2017
BEN
âcizliği bu kadar âşikârken başı kumda olanlar.. hey ! sen, siz, onlar..! perdelerin arkasına gizlenenler ! ben sizi görüyorum.
7 Temmuz 2017
Dönüp Dönüp Başa Sarmanın Dayanılmaz Ataleti
Çok güzel metinler okudum sanat, edebiyat adına. Çok güzel müzikler dinleyip, çok güzel resimler izledim uzun uzun. İnsanın ürettiği her şeyin önemli olduğuna her zaman inanmaya devam ettim.
20 Aralık 2016

11 Eylül 2017 Pazartesi

Hayal Metre

Özlem Ekici

İleri zamanların geri anlarında elde avuçta artan son umutlarını toplayıp terk etti yarınlar.
Yüksek tutulan beklentilerin alçak kentlerde verdiği molalara bozulan simanın en bozucu, en çekilmez halinin artık mimiklerindeki birinci haliyiz aslında biz.
Evet, biz, yani yaşanmaz hayata umut enjekte eden amorti zihinler.
Bozuk bir sürecin alışagelmişin dışındaki bütün emek verdiğimiz, uğraş biçtiğimiz bütün oluşumlarımız yüreğimize serpilen damlacıklarla.
Eşi benzeri olmayan bütün timsallerin en parmak basılası, kafa yorulası konusu aslında hayaller.
Kiminin yaşama bağlanma, kiminin can, kiminin kırılma, kiminin dönüm noktası oluyor bazen sağlam olduğunu düşündüğümüz kırıklıklarımız.
Her geçmişe takılanın en büyük umutlarıdır oysaki yarınları, kurmacaları.
Çoğulluklardan kaçışların en yalın zamanı, en umulası anı, bugünün ardı.
Ufaktan kaçışan, bütün pıl pırt toplayıcıları çekip gittiler içimizdeki çocuksu masumluklardan.
Kendi ellerimizle, kendimizi düşürdüğümüz iç kapayıcı vaziyetlerimizi başkalarına yıkarken göçükler altında nefes nefese kaldık.
Uzak ötesi yakınlıklarda kaybolmaya başlarken, yollarda hayal metrelerimizi açık bırakıyoruz.
Bu gece farklı olsun, mesela sabahın köründe.
Ya da bu umut dursun, düşüncelerimizin köşesinde.
Başkaları için yaşamak, başkaları için var olmak, bağlı kalmak bir acayip hissettiriyor mu?
Belirlenen yaşam standartlarının altına bir iki hayal gömüp, kırıklıklarını örseliyoruz üzerlerine.
Hiç bizim olmayan, sahiplenme ihtiyacı duymadan var saydığımız geleceğimizin karanlıklarında pili çıkarılan el fenerleri ellerimizde, yırtık bir harita parçacığı cebimizde bir bilinmeze doğru gidiyoruz.
Durduk yere değer veriyor, denklemlerde yalnız kalıyoruz.
Komşudan aldığımız aklı fikri peynir ekmekle yiyoruz.
Beceremiyoruz galiba yalnızlıkla yapmayı, ihtiyaç duymamayı.
Dürtü eylemlerin, örtük düşüncelerin gelgitlerinde çıplak ayaklarla ateşe bastırıyoruz.
Bir beklentimiz olmalı, çıkar dolu temenniler dünyasında.
Bizi ayakta tutan, hayata bağlayan, hey hat diye nara attıran.
Bir şeyler olmalı, yalan gibi, olmayacağını bilmene rağmen istemek gibi, imkânsızlığa âşık olmak gibi.
Uyuyup büyümek, büyüyüp küçülen olmak gibi.
Unutmamamız gerekenler de var aslında.
Hayalperest oldukça, cazip bir üzüntüyü sahipleneceğiz.
Zihnini yordukça, umutlara yoğunlaştıkça özgürleşeceğiz.
Özgür olacağız, sürüden ayrılıp kurdun kapamadığı olacağız.
Anlamıyorum, kendimi, kendim gibilerini, bana benzeyeni, kendini bize dâhil edeni.
Gerçekleşmesini beklediğimiz, istediğimiz şeylerin gerçekleşme olasılığını düşürecek olan belirsizlikler olacaktır.
Önemli olan göreceli doğru bildiklerimiz uğruna yanlışlıklar yapmaktır.
Kendimizi var kılmaktır.
Şunu da bilesin, sen kendininsin.
Hayallerinle gerçekleşmek dileğiyle…


27 Ağustos 2017 Pazar

Paradoks #1 (Nedir, Örnekler)

Özlem Ekici

Paradoks, görünüşte doğru olan bir ifade veya ifadeler topluluğunun bir çelişki oluşturması veya sezgiye karşı bir sonuç oluşturmasıdır. Çoğunlukla, çelişkili görünen sonuç veya sonuçların aslında çelişkili tarafları vardır. (*wikipedia)

Çok daha basit bir anlatımla paradoks doğru görünen her ifadenin sezgilere bağlı olarak çelişki hissettirmesi olarak tanımlanmaktadır.

Uzun süredir paradokslara ilgim vardı ve saatlerce düşünmeme rağmen bir türlü kabul ettiremediğim düşüncelerle yaşıyorken size de bu ilginç düşüncelerden bahsetmek istedim. Paradoksun tanımı çok sade ve kısa gibi duruyor olabilir, ancak örneklerine girdiğimizde hiçbiri bu kadar kısa kalmıyor. Mantığınızla çeliştiğimizi görmek bana ilginç geliyor ve bu yüzden bir süre size paradokslardan bahsedeceğim. Bugün bu yazımızla paradokslara ufak bir giriş yapıyoruz, birkaç örnek ile mantığımızı ve aklımızı zorlayacağız.

Şimdi tanımı bir kenara bıraktıktan sonra biraz örneklerine bakalım.

Paradoks Örnekleri:

Thompson’un Lamba Paradoksu:


Bir lamba 1/2 dakika yanık, 1/4 dk sönük, 1/8 dk yanık … olacak şekilde lambanın düğmesi açılıp kapatılıyor. 1 dakikanın sonunda düğmeye kaç kez basılmış olur? Bu sırada lamba yanık mı olur sönük mü?

Kısa bir düşünelim ve zihnimizde süzelim bunu, ilginç değil mi?

Bertrand Russell'ın Paradoksu:

"KENDİ KENDİSİNİ ELEMAN OLARAK İÇERMEYEN KÜMELERİN KÜMESİ, KENDİ KENDİSİNİ ELEMAN OLARAK İÇERİR Mİ?"

Şöyle anlatayım:


Kasabanın birinde bir berber varmış. Bu berber, o köyde kendini traş etmeyen herkesi traş edermiş, kendini traş edenleriyse traş etmezmiş. Soru şu: bu berber, kendini traş eder mi, etmez mi? Kendini traş etmezse, kendini traş etmeyen herkesi traş ettiğinden, kendini traş etmeli. Kendini traş ederse, kendini traş edenleri traş etmediğinden, kendini traş etmemeli. Zihnimizi kurcukladı değil mi?

Doğru Yanlış Paradoksu:

Elinizde bir kart olduğunu düşünün. Kartın bir yüzünde şu yazsın:
“Bu kartın diğer tarafında yazan cümle doğrudur.”
Kartın diğer yüzünde ise şu yazsın:

“Bu kartın diğer tarafında yazan cümle yanlıştır.”

Düşünelim, hangisi doğru veya hangisi yanlış?

Sokrates Paradoksu:

“Bildiğim tek sey var; o da hiç bir sey bilmediğim.”


  Şimdilik bu paradokslar hakkında konuşalım istedim, yorum bırakıp düşüncenizi belirtebilirsiniz. Yeni kategorimiz hakkında düşüncelerinizi de bekliyorum. 

Bol düşünceli günler!




24 Ağustos 2017 Perşembe

Bir Yelkovan Eksilir Akreplerimden

Özlem Ekici

Durduğum bir noktaya, garip garip bakmak demek,
Hayat demek, muhtemelen.
Üstelendiğim her şeyin beni bir bir alt edişi,
Perakende bir acı herhalde.
Yadırganacak ya da yadırganması gereken bir şeylerin faslı.
Tüm olanların, olmayan her şeyden fitil bulması,
Aynı tütsüde beni katıksız bir kıvamda yakıp yakıp durması,
İlk defa bir yakınını kaybetmiş bir çocuk gibi yapıyor beni.
Ürkek ve üzüntü dolu ama
Esasında kahrolmuş.
Bırakılmış bir yerden, sarılmayı bekleyen her yakınlıkta, gitgide uzaklaştırıyor.
Aynada yabancı kaldığım bir sima,
Simama eşit derecede duran şeyler,
Hem ölüm, hem kalım gibi.
Ölüm, bir gitmek değildir diyemeden,
Ardı ardına ölen,
Mezarı içime gömülü beş ceset, dört yoğun bakımlı kimse,
Arkalarında önlerini bırakmadılar mı?
Kalım bu muydu, yani önden gidenlerin arkalarına dizdikleri miydi?
Onlar öldüğünde,
Kaçının doğmamış umutları öldü bilinmez ama ben çok üzüldüm.
Bilinmez belki yarının ne getireceği ya da şimdinin ne götürüp de kaç zamanı alt edeceği
ama bilinen bir şey var ki,
Ölmek, yarım bırakılmış bir eylemdir.
Asıl bilinmezlik de bu.
Bütün olanları, bilindik bir yalnızlığa yormak,
Yani,
Bir insanın, çok tanıdık bir insana yabancı kalması demek.
Ne acı oysa!
Ne acı ki, insan her unutulduğunda bir yazmakta buluyor kendini.
Yazmaya devamı, yaşananla yaşa(n)ması istenen her şeyin,
Kendini hatırlatması,
Acıya ve birkaç karış suratsızlığın açıklığına sürüklüyor peşi sıra.
Yaklaşık yarım saat ölüm kokmak nedir?
Mutsuz ve öfkeli ve nadiren sinirli bir anına tanıklık etmek,
Ama yorucu ama nefes almak için bile nefeslenmeyen.
Durmaksızın,
Koşturmak ve yorulmak...
Yorgunluk ki, vücut bulsa sanki ben olacak.
Durduğum her yerden, hareketli geçen tüm nesneler, tüm kimseler,
Bir seli belki de, afet sayılan her şeyin.
Yani insanlar geçse, sanki saati saatine uymamış bir anda,
Belki de çok yelkovan eksilecek içimin akreplerinden.
Tümü çok azına eş gelecek.
Eksile eksile yok olunacak...


21 Ağustos 2017 Pazartesi

Oyun Bu Mu Yoksa Oyun Mu Bu Ataleti

Özlem Ekici

  Tüm bilinçaltı sürgülenmiş gibi olaylarla.Çözemediğimiz her ne varsa geceleri bizden uykumuzu çalıyor. Günü zehir edip, hayata posta koyuyor. Rüyayı hatırlaman bile zor iken, bu kadar bitkin halde nasıl bilmiyorsun olup bitenleri. Gece hepsini bir bir yüzüne vurmayı başarıyor. Bilinçaltıyla bir olmuş seni dört duvar arasında kıstırıyor. Hemde en uyuşuk halinde, uykudayken. Rüya adını verdiğin tüm gördüklerin, unutkanlığa bağışladın. Gece seni tüm korktuklarınla, yalnızlıklarınla, bir amaca ulaştıramadıkların ile baş başa bırakıp, seyre daldı.

   Hiç haberin olmaz, sabahın ışıkları yüzüne vurduğu anda silinip gider gece. Ne olup bittiğini hiç tahmin edemezsin.Belki bir iki gülümseyişle, en tatlı tebessümü orada bulmuşsundur. Ama gerçekten ne oldu orada, bir mesaj mı var? Gelecekle ilgili bir mesaj mı var? Birileri mi geliyor, ne yani her şey olacağına varacak mı? Temiz günlere ulaşıp, bir iki fısıltıya mı mahruz kalacağız sadece. Belki de bir iki fısıltı bizi derinden boğdu, ama deniz kadar ferahlayacağımız günlere de ramak kaldı. Kim bilir ki, kime anlatsam doğruyu söyler ki?

   Aklı kararsızlığa sokan tüm ayrıntılar, tüm boşluklar. Beni deli gibi meşgul eden bu oyunlar, günümü gecemi çalıp bana ne armağan edecekler ki? Hediyesiz geçen günlere kalmışken böylesine neresiydi dönüm noktası? Zamanın içinde kaybolan birisi gibi, yüzme bilmeden sulara dalmak gibiydi. Sanki yavaş yavaş öğrenip de hazırlanıyor gibiydim. Ki bütün zaman bir bilinmeze doğru gebeydi.


16 Ağustos 2017 Çarşamba

Gelişmeler Aşkına #2

Özlem Ekici

Merhaba değerli okuyucu, size birkaç gelişme ile geldim yine.

Bildiğiniz üzere Kalender dergisinde yazıyordum. Öncelikle ondan bahsedelim, çünkü yeni sayısı bomba gibi geliyor. Bu sayı Cemal Süreya konulu, posteri ve ayraç hediyeli yani ayrı bir güzel. Neyse efendiler, dergiye ulaşmanın yollarını şu yazımda bahsetmiştim.
Yazı için tık


Diğer bir konuya gelirsek roportajmerkezi.com ile bir röportajımız gerçekleşti, onu da şuracığa bırakıyorum.
Röportaj için tık

Okul durumuna gelirsek artık hacettepeli oldum. Hayalini kurduğum bölümde okuyacağım.

Peki şu sıralar Levla napıyor derseniz, şöyle ki bol bol dil çalışıyor. Bildiği dilleri geliştirmek için çırpınıyor. Kitaplar okuyor, notlar alıyor, evde yabancı gibi konuşup yaşıyor. :)

Çok da uzatmadan hoş kalın okuyucu. Hep hoş ve umutlu kal. Hoşça kal.

9 Ağustos 2017 Çarşamba

Neler Oluyor #1: Paü'den Hacettepe'ye

Özlem Ekici

Merhabalar, 

   Dün ÖSYS açıklandı. Takip edenler bilir ben de bu sene onların arasındaydım, sınava tekrar girdim. Okuduğum bölümü bırakıp bir başka bölüme gitmek istedim. Ve sonunda hayallere gidilen yolda ilk adımımı attım. 

   Bildiğiniz üzere Pamukkale Üniversitesinde Türk Dili ve Edebiyatı okuyordum. Çünkü yine bildiğiniz gibi yazmayı çok seviyorum ve sayısal mezunu olmama rağmen kendimi biraz daha geliştirebilmek için bu bölüme gitmiştim. İki senenin sonunda anladım ki artık hayallerimin peşinden gitmeliyim, bölümümü değiştirdim. Peki neden bu kadar bekledin? diyenleri duyar gibiyim. İnanın edebiyat okurken sadece edebiyat değil birçok konuda bilgi ediniyorsunuz ve ben de bunu istiyordum. Şimdi Hacettepe Üniversitesi Fizik Mühendisliği okuma hayalimi gerçekleştireceğim. Zor bir bölüm diyenleri duyuyorum lakin zor beni hiçbir zaman yıldırmadı, bu kez de yıldıracağını sanmıyorum. Sonuç olarak artık fizikçi bir edebiyatçı olacağım. Kulağa garip geliyor ve ben bunu sevdim her zamanki gibi. Bana şans dileyin dostlar, bu kez hayallerimin peşine düştüm. 

Görüşünceye dek hoş kalın.

6 Ağustos 2017 Pazar

Arkadaşlar, Ölüm ve Çiçekli Fularlar Üzerine

Özlem Ekici
Aslında,

konuşacak mecalimi bir ucuz sandviçe feda ettim camlı bir ofiste.
Bir yere, bir kimseye ve sigaraya, hiç birine, mecalim ve arzum ve şevkim, her ne halt ise işte, yok!

Bir çok sefer bir çok karmaşa içerisinde bulundum, denizde ve karada. Bir şekilde ufku görememek keyif vericiydi. Bir şekilde melankoli filan.. iyiydi dünya. Turuncuyduk, çocuk ve balık kadar. Uzun düşler kısa marlborolar vardı. Dünyaydık bir şekilde dönüyorduk birbirimize bir şekilde rast geliyorduk rast gelinecek yollardan yürüyorduk, çay içiyorduk. 

Şimdi,

çok fazla çok. 
Çok fazla ölüm. Çok fazla eski şarkı. bu aralar çok kullanıyorum çok kelimesini ve artık biliyorum, artık bir daha hiç-bir-şeyin..
yoo hayır bu cümleyi kurmak istemiyorum, birdenbire bir kamyon yükü kuş ölüsü boşalıyor göğsümden sen de bilmiyorsun. 

Anılar İsmail, anılar, gırtlağıma yapışıyor. Yoksa öyle kolay ki bu yaşamak ağrısını taşımak göğsümde yoksa sen bile öyle iyisin ki..

"Ama bir göz yumma anında bir soğuk telefon konuşmasında", uzak kentlerde üzerine boca ettiğin kahkaha zaman bir parfümü apansız bir gökkuşağı gibi, bir beton zemine çakılır gibi duyma, anılar İsmail, yoksa çekip gidebilmek öyle temiz ve kıpırtısız.

....

Boynunda, turuncu çiçekleri olan fular vardı yaşlı amcanın. Gülüyordu. Dünyanın en eski Vespa'larından birini sürüyordu. Yeşil, koyu ormanların içindeki göle giden yolda. Neredeyse bir kuş gibiydi kalbi, yaşlıydı, yakıncacık ölüme, yakıncacık tüm anılara. Gülüyordu. 

Geçip gitti önümden göle doğru. Bir kaç saat bekledim. Bir kaç çok saat daha. İki paket sigara içtim, boynundaki turuncu çiçekli fuları düşündüm, taşlarla kozalakları vurmaya çalıştım, biraz daha bekledim, beklediğimi bilmiyordu, beni hiç bilmiyordu, sormak istiyordum, bir şeyleri, dönmedi. Göle giden yoldan o gün ve o gece boyu kimse..

çok sonra polisler..

Turuncu çiçekli bir fulardı belki de ölmek. 

Ama ben, ellerimi tütünden ve kederden çekip, steril bir hayatı kurma/yıkma arefesinde ben, araftaki, bir elmanın çürük yanındaki..tütünsüzlüğe bunca uzun süre katlanabileceğimi sanmıyorum,. 

İnancım, dağılan bir kötü haber gibi.

....

Gözlerimi kapadığımda öyle yalnızım ki..


Gözlerimi kapadığımda, beyaz çoraplı çocukluğum, gönlü kıran bir kederle gözlerimin içine bakıyor. Canım, bir büyük doğruyu bulabilmek arzusunda. 

...

isyan etmiyorum bunların hiç birisine.

Eski dostların taş plak kadar eskiyip tedavülden kalkmasına
Anılarımızın, yalnızca benim gönlümde bir büyük ağrıya dönüşmesine
Vazgeçemeyişime
Neyden vazgeçeceğimi bir türlü bulamayışıma
Ölüme yaklaştıkça hızla, hızla yalnızlaşmaya
Bilye oynamayı becerememiş çocukluğuma
Bir daha hiç bir kar akşamının öyle içten olamayacağına
Mekik ile bağını elim bir kaza sonucu kaybetmiş astronotlar gibi uzayın derinliklerine doğru savrulan dostluklarımıza
Ve aynama.

.....

Boğuluyorum,
bazen.
Şimdi sarıp yeni baştan..
neyse.



(bu, şimdi, yalnız senin ve yalnız benim bildiği bir şey. Bilirsin
sonra hep sütlü kahve isteyen birileri olur ve bir an, sonra yine hepsi aynı)

Copyright 28.02.2016 - 2017© , Blogger Templates | Blogger Kişisel Blog Sitesi

Levla'nın Not Defteri - Kişisel Blog | Copyright © 2017